id=”fgh867z”
Garipname Ne Anlatır? Günümüz Hayatından Düşüncelere Bir Yolculuk
İzmir’de yaşıyorum. 25 yaşındayım ve her şeyden önce, arkadaş ortamımda sürekli espri yaparak geçen zamanlarda bir yandan da içsel monologlarla boğuşuyorum. Yani, her zaman bir komik adam rolünü oynarken, aslında kafamda fırtınalar kopuyor. Bu içsel çelişki bana biraz garip geliyor, ama ne yapayım, yaşamaya çalışıyorum! Neyse, bugünün konusu da zaten “Garipname” gibi bir şey, o yüzden aslında içsel çelişkilerle ilgili pek de yabancı değiliz değil mi?
Garipname, 14. yüzyıldan günümüze gelen bir metin ve gerçekten çok ilginç bir işleyişi var. Hani bazen bir kitabı okursun ve “Ne oluyor ya?” dersin ya, işte tam o duyguya giriyorsun. Ama merak etme, sana da hemen açıklayayım, Garipname ne anlatır? Sadece kafa karıştırmakla kalmaz, aslında insan ruhunun derinliklerine inen, abuk sabuk ama bir o kadar da derin bir yolculuğa çıkarır. Yani Garipname’yi okumak, bir yandan seni düşündürürken, bir yandan da “Ne gerek vardı şimdi buna?” diye düşündürtebilir. İşte ben de buna benzer bir yolculuğa çıktım. Ama dur, bu kadar felsefi laflar yeter, biraz da gündelik hayattan örneklerle açalım konuyu.
Garipname ve Günümüz Hayatına Karşı Mizahi Bakış
Geçen gün arkadaşlarımın olduğu bir kafeye gittim. Her zaman olduğu gibi bir sohbet başladı. Sohbetin içinde her zamanki gibi gülüp eğleniyorduk. Ama içimde bir yerlerde Garipname’nin verdiği etkiyle bir düşünme hali başladı. Tam o sırada aklıma geldi: “Garipname ne anlatır ki, bir kere de onu düşüneyim.” Hani bazen bir düşünce beynini öyle sarar ki, dışarıda her şey normalmiş gibi görünse de bir şekilde gerçeklik algın değişir.
Mesela, biri bana “Ya sen çok garipsin, seni çözemedim!” derse, içimden şöyle derim: “Garip değilim, sadece ‘gerçek’ hakkında kafa yoran biriyim!” Ama tabii ki bunu kimseye söylemem, çünkü “Yaş kaç? 25? Gariplik yaşla ilgili mi? İyi de ben hâlâ karışık, derin, tuhaf ve fazla düşünen biriyim!” Ama sonra düşündüm ki, bu düşünce yapım Garipname’nin tam da anlattığı şey. Garipname aslında bir insanın içsel çatışmalarını, toplumsal düzenle çatışmasını mizahi bir şekilde ele alıyor. Öyle ki, okurken biraz tüylerim diken diken oldu, biraz da “Yani, aslında ben de bir nevi Garipname gibiyim” dedim.
Gariplik ve Kendimizle Dalga Geçme
Bir gün bir arkadaşımla sohbet ediyorum. O sırada Garipname’nin üzerimde bıraktığı etkilerle, laf lafı açıyor ve birden ona şöyle diyorum: “Biliyorsun değil mi, aslında biz herkesle garip bir şekilde ilişki kuruyoruz. Bir yanda hırslarımız, diğer yanda ise düşünce biçimimiz var. Garip değil miyiz, her birimiz?”
O da şaşkın bir şekilde bakıp, “Ne demek istiyorsun, bu ne şimdi?” dedi. Ben de hemen cevap verdim: “Yani mesela, bir gün gülüp eğleniyoruz, bir diğer gün her şeyin anlamsız olduğunu düşünüyoruz. Ya da bazen insanlar seni tanımadan seninle dalga geçiyorlar, o zaman ‘Hadi ya!’ diyorum, ama içimden: ‘Beni anlamadığınız için garipsiniz!’”
Tabii, Garipname’nin anlamını tam olarak açıklamamıştım, ama söylediklerimle, tam da onun bana kattığı ruhu yansıttım. Gariplik dediğimiz şey, aslında bir çeşit toplumsal normlara karşı isyanın, sorgulamanın ve farklı düşünmenin sonucudur. Evet, Garipname’de de bu tür bir başkaldırı söz konusu: toplumun kabul ettiği doğrulara karşı garip bir şekilde duruş sergilemek.
Garipname’nin İçindeki Absürtlük ve Hayatın Abukluğu
Garipname, bizlere hayatın aslında ne kadar abuk sabuk olduğunu ve ne kadar da absürd bir yolculuk olduğunu anlatıyor. İşte tam bu noktada, bir sabah erkenden kalkıp işe gitmek zorunda olduğumu düşündüm. Gözlerim yarı açık, beynimse hâlâ uykulu. Yolda yürürken, bir yanda arabaların gürültüsü, diğer yanda kahvaltı yapmaya çalışan insanlar… Bütün bunları izlerken, bir an Garipname’deki absürtlüğü hissettim. “Yani, her şey bir arada, sanki bir şaka gibi” dedim içimden. Garipname’deki anlatıcı, “Bu dünyada ne var ki gerçekten anlamlı?” diye sorar ya, işte o an ben de kendi kendime düşündüm: “Hani bir gariplik var mı? Aslında, belki de biz herkesin anlamaya çalıştığı bu garip dünyayı sadece farklı bir şekilde algılıyoruz.”
Gariplik, Komik ve Acı Verici Arasında Bir Yerde
Şimdi durup bir düşünelim: Garipname’yi okumak, sadece bir mizah kitabı okumak gibi değil. Çünkü burada komedi ve trajedi arasında ince bir çizgi var. Ya da şöyle diyeyim, “Hayatımda bir şey yaparken gülüyorum, ama bir anda bunun acı verici olduğunu fark ediyorum.” Gariplik de tam burada devreye giriyor. Çünkü bir an çok eğlenceli bir şey yaparken, diğer yanda içsel bir boşluk hissi de doğuyor. Yani, Garipname’deki o garip anlatıcı gibi, bazen ben de içsel bir çelişki yaşıyorum. “Yaşarken mutlu muyum, yoksa hep bir şeyler eksik mi?” Gariplik bu işte, bazen komik, bazen acı.
Gariplik ve Toplumsal Normlara Karşı İsyan
Aslında, Garipname’nin en dikkat çeken yönü de bu. Gariplik, toplumsal normlara karşı bir isyanın ifadesidir. Hani bazen, toplumun beklediği şekilde davranmadığımızda “Garip” diye etiketleniriz ya, işte Garipname de bunu eleştiriyor. Gariplik, aslında biraz da toplumsal yapıya karşı yapılan bir başkaldırı gibidir. Hem kişisel hem de toplumsal olarak, “Ben neden başkalarının belirlediği şekilde yaşamak zorundayım?” diye sorgular. Ya da “Neden bir sürü kural var ve hepsi bir şekilde bana uymak zorunda mı?” İşte bu, Garipname’nin modern dünyadaki anlamını da bir parça açıklıyor: Herkes bir şekilde ‘garip’ ve bu gariplik, çoğu zaman bir isyanın ya da değişimin belirtisidir.
Sonuç Olarak: Garip Olmak, Gerçekten Garip Mi?
Sonuç olarak, Garipname’nin anlatmak istediği şey aslında çok basit: Hepimiz bir şekilde garipiz, bir şekilde toplumsal normlara karşı isyan ediyoruz ve bir şekilde hayatı absürd bir şekilde yaşıyoruz. Ama belki de bu gariplik, bizim insan olma halimizin bir parçasıdır. Ya da belki de garip olmak, bizim toplumsal düzene karşı kendimizi ifade etme biçimimizdir. Her ne olursa olsun, Garipname’yi okuduktan sonra bu dünyada garip olmanın aslında çok normal olduğunu anlıyorum. Kim bilir, belki de gerçekten garip olmanın tam zamanı.